14 Haziran 2006

:..:..:Saçmasapan:..:..:Napasamças:..:..:

Burası ilginç bir yer azîzim. Üçgen parke taşları mı dersin, beton kapılar mı.... Ceketlerini bile ters giyiyor insanlar, içleri dışlarında. Kulaklarıyla koku alıp, burunlarıyla duyuyorlar. Burası garip, çok garip bir yer azizim. Daha önce hiç görmediğin, ve belki de görmek istemeyeceğin bir yer. Ağaçlar mor burada, denizler kırmızı. Kuşlar yürüyor filler uçarken ve tavşanlar yılan yiyor. Burası alt-üst, ters-yüz bir yer azîzim. Erkekler doğuruyor, kadınlarınsa bıyığı var. Anlayamadım azîzim, gerçekten anlayamadım. Duvarlar camdan, pencereler ahşap! Aslanları ceylan kovalıyor ve çocuklar açıkoturum seyrediyor. Susam Sokağı'nın en büyük takipçileri yaşlılar ve insanlar hayata emekli başlıyor, 50sinden sonra işe giriyorlar. Olacak iş mi azîzim?
Olacak iş mi?
Sen de söylenip duruyorsun trafik sıkıştı diye. Yok elektrik faturası gecikmiş, yok maaşına zam gelmemiş, yok insanlar aç geziyormuş, yok baban seni anlamıyormuş, yok benzine zam gelmiş....
Her yerin ayrı derdi var azîzim, yaşamayı bileceksin.

13 Haziran 2006

:-:-:Kemik kafa:-:-:


Burnum yamuk diyorum inanmıyorsunuz yahu...

Alın işte röntgenden bakın. (Orta kemik)

Puuuhahahahahahaaaa!


12 Haziran 2006

Karekök

Ne yazıktır ki az önce farkettim: hesap makinesinde 1'den büyük bir sayı yazıyoruz. Karekök tuşuna art arda sürekli bastığımızda bir süre sonra 1 oluyor.

Yani 1'den büyük herhangi bi sayının sürekli karekökünü aldığımızda 1 tam sayısına ulaşıyoruz.

Ama 1'in karesini sonsuza kadar da alsak 1'den başka bir sayıya ulaşamıyoruz.

Yani a==>b ama b==>a değil. Hayatta da bazen böyle işte. Limitler var. Gidebileceğimiz maksimumlar ve minimumlar var. Bazen ne kadar çabalasak da olmuyor işte.

...Ben hiç farketmeden....

Dün işten çıktım, durakta dolmuş bekliyorum. Çok fena dalmışım. Bir anda kendimi şarkı söylerken buldum. Ama uyduruyorum sözlerini. Evet, müziğini de. Yok böyle bir şarkı. Sözleri anlamsız ve birbirinden nispeten bağımsız. Farkında olmadan uydurmaya başlamışım. Hem de İngilizce!
Akıl Tanrıçası diye bir şey olsaydı şayet, heralde beni yüksek bir tepeye savurup tek başıma delirmemi beklerdi. Ya da belki bi ceza verirdi akıllanmam için...
Yau hayır bi de bildiğin yüksek sesle söylüyomuşum şarkıyı yaaa. Ordaki insanlara da rezil oldum. Yani sadece 1'er metrelik yarıçapımdaki insanlar duydu ama olsun... Hehe..Çocuğun teki de garip garip bakıyodu suratıma da anlamamıştım nedenini. Farketmemişim resmen! Bir insan şarkı söylemekte olduğunu nasıl farketmez inanamıyorum ya!!!
"If seeing is believing then the blind can see around. If believing is seeing, then the blind have no belief! Can one live without belief? Oooops I think we have a problem here. :s" ---> Bu da nerden çıktıysa... Şimdi aklıma geldi valla..

...Yemekten sonra rehavet...

Yau bu yemek yemek güzel şey...

ama...

yedikten sonra bir ağırlık çökmüyor mu...... owfff.... bütün günümü yiyor vallaha. Şimdi iş yerinde sabah 8.30dan 12.30a zaman hemen geçiveriyor. ama sonra 13.30-18.00 aralığı ölümcül resmen. Gözlerim ağırlaşıyor böyle... Müşterilerin söylediklerini anlamakta zorlanıyorum.

Ayy neyse.

Bak işte bunları da sırf zaman doldurmak ve uykumu açmak için yazdım. Yaa off bak gereksiz işlere bulaşıyorum böyle uykum gelince.

Hımm gereksiz bir entry oldu resmen. Hay ben kendimi nerelere vurayım!?! Peah!

8 Haziran 2006

...Yazıvermişçesine...

Harabe

Aslen senden hiç de farklı değildim
İçimi titreten bir ışıktı zaman zaman
Bazense ılık bir ses
Aslen senden hiç de farklı değildim ben
Özümden daha derine inmeye
Olmayanı bulmaya
Saklanmayanı sobelemeye
Ya da
Düşmeyeni kaldırmaya çalışmadan önce.

İşte yollarımızın ayrıldığı nokta.

Kollarımı çapraz mı bağlamalıyım?

Bu uzun kollu gömlek...

Fazla uzun bunun kolları...

Biraz da kalınca sanki...

Arkadan mı bağlanıyor?

İyi de...

Neden?

Bu modeli istememiştim ki ben!


Ayşegül Girgin
7 Haziran 2006

Staj yapıyorum. Öğle tatilindeyim. Ağzımdan tek bir cümle çıktı. Öylesine... "Aslen senden hiç de farklı değildim." Düşündüm, eski şiirlerime baktım: Hep yaşadığım şeylerden yola çıkmış, hissettiklerimi yazmışım. Bu sefer de içimden geldiği gibi yazayım dedim. Belki başkasının hissettikleriyle... Hmm. aslında bilmiyorum. Belki benden de bir şeyler katmışımdır.
a-aa.. gerçekten bilmiyorum. Bu, öylesine çıktı işte. Hemen "publish" butonuna basayım da şu Q7'nin başında duran müşteri ilgisiz kalmasın... ;)

28 Mayıs 2006

Yazıvermişcesine


Kısa

Mavilerimsin sen benim,
Yeşillerimsin.
Elimdeki el,
Gözlerimdeki ışıksın.
Sen...
Nerden geldiğini bilmediğimsin.
İyi ki geldin dediğimsin.

Ayşegül Girgin
28 Mayıs 2006

22 Mayıs 2006

"Tis only in their dreams that men truly be free, 'twas always thus, and always thus will be." -Keating

"I hope not." -Ayşegül
Belki sadece bir itirafın kalıntılarıydı, belki de eylemsizliğe karşı gelmenin zorluğu... Bilmiyorum; bir önemi de yok artık. Her ne olduysa, nasıl olduysa... Kelimelere dökemediğim, belki de dökmekten korkutuğum bu duygular benim için yeni değil; ama bu seferkini farklı kılan bir şeyler var. Bu sefer hissetmekle kalmıyor, özünü biliyorum. En azından, bildiğimi zannediyorum. Carpe diem diyerek başladığım bu yolculukta artık gözleri bağlı olmaktan daha öte bir yerdeyim. Mantığımla savaşan hislerim artık barış imzaladı.

“Seni ararken kendimi kaybetmekten yoruldum. Bulduğumu zannettiğimde kendimden ayrı düştüm.” Şebnem Ferah

Artık değil.

Kendimi kendimde yaşayabiliyorum artık. Ve seninle.

Teşekkür ederim.

Uzun bir aradan sonra senin sayende yeniden yazıyorum. Hem de içimi dökmek için değil, mutluluğumu paylaşmak ve sana teşekkür etmek için. Bu benim için ne demek biliyor musun? Tabii ki biliyorsun...

15 Nisan 2006

Yazıvermişçesine...

YETİŞKEN

İç burkan gülümseyişlerde kaybolan ben miyim
Bir gülümsemenin bin farklı anlamı olmasından acı duyan
Bir merhabanın tehlike şiddetini anlayamayan
Dansın büyüsünün günlük kalıplara sığmadığını farkedemeyen
ya da
İçten gelenin dışarda patlama yarattığını kabullenmek istemeyen...

Ben miyim?

Gerçekten ben miyim?


Ayşegül Girgin
15.04.2006

5 Nisan 2006

Lütfen yorum yazın, ihtiyacım var

Bilkent Üniversitesi Basın Yayın Kulübü bir dergi çıkarmaya hazırlanıyor. Bu ilk sayının genel konusu KİMLİK olarak belirlendi. Ben de bir deneme yazdım içimden geldiği gibi. Birkaç kişiye okuttum, beğendiler ama kısa olduğunu söyleyip uzatmamı, daha açıklayıcı olmamı önerdiler.
Lütfen siz de aşağıdaki yazıyı okuyup fikirlerinizi yazın. 1 hafta içinde eleştirileriniz doğrultusunda düzeltmeler yapıp dergiye tekrar yollamak istiyorum.
Okurken sıkıldığınız bölümler nereler?
Üstü kapalı bulduğunuz ifadeler var mı? Daha açık olmasını ister misiniz? gibi sorulara da yanıt verirseniz çok sevinirim....
Tek Bir “Ben”i Aramak
Kendimi tek bir şablonda yaşamayı istedim bazen. Okuldaki Ayşegül’le evdekinin aynı insan olmasını istedim. Deprem sonrası sokakta yatan Ayşegül’le üniversite bahar şenliğindeki Ayşegül’ün aynı olmasını…
Benzer durumlarda benzer tepkiler verebilmeyi bile başaramamışken, bir düşünceyi büyük bir inançla savunurken aksini gösteren bir kanıt karşısında karar değiştirmekten kendimi alamamışken “ben kimim?” sorusunun yarattığı şimşeklerin aydınlattığı alandaki manzara tüyler ürpertici olmasaymış keşke. Keşke potansiyel tepkilerim belirli olsaymış da annem benimle tanıştıktan on dokuz yıl sonra bile hâlâ bana nasıl davranması gerektiğini bilemez durumda olmasaymış.
Keşke isteklerim ve görüşlerim bu kadar sık değişmeseymiş de sevdiğim adamla evlenip yuva kurmak ile 4-5 yılda bir şehir değiştirmeyi göze alıp bir “kariyer kadını” olmak arasında rahatça seçim yapabilseymişim. Sonra, sağlam temellere dayandırarak savunduğum bir siyasî görüşüm olsaymış mesela. Diplomayı aldıktan sonra ülkemde kalıp burayı daha yaşanabilir kılmak adına birkaç adım da ben mi atsam, yoksa bir an önce bu sınırlardan çıkıp kendime euro ya da dolar bazında başka bir hayat mı kursam diye düşünmeseymişim keşke. Hemen verebilseymişim kararı ya da karar zaten baştan verilmiş olsaymış.
Bir gün mutluluktan yolda yürürken bile dans adımlarıyla ilerlerken bir gün umutsuzluktan ayaklarımı seyrederek yürümeseymişim keşke. Bir gün bana gelen “merhaba”ya gülümseyerek “merhaba” derken bir başka gün “hmm” gibi garip sesler çıkararak cevap vermeseymişim sonra. Bir gün bütün sorumluluklarımı unutup eğlencenin tadını çıkarırken bir başka gün eğlenmem gereken ortamda sorumluluklarım arasında boğulmasaymışım bir de…
Böyle olsaymışım, yani her yerde aynı Ayşegül olsaymışım, kararsızlıklarım ya da karar değiştirmelerim olmasaymış da “ben kimim?” sorusuna tek bir yanıt verebilseymişim keşke.
Ama…
Biraz daha düşününce…
Bunların olması belki de asıl kimliğin bir parçası. Belki de her ortamda farklı olmanın diğer adı “uyum sağlamak”. Görüşlerimin değişmesinin diğer adı ise “açık fikirlilik”. Öyle ya, görüşlerimde her zaman bir yanılma payının olabileceğinin farkında olmak aslında bu. Kararsızlıklarım, belki de mükemmeli ararken uğradığım ve bir süreliğine konakladığım bir otel. Duygularımın değişmesi ise belki de sadece insan olmamdan…
Belki de bu, kimliğimin ta kendisi.
Değişime açık olmakla kimliksizliği karıştıranlara sevgilerimle…
Ayşegül Girgin
3 Nisan 2006